NAMUSU AYAĞA DÜŞÜRENLER
Henüz çocuk denilecek yaşlarda kendimi hayatın içerisinde bulanlardan birisi olarak bugün gördüğüm ve duyduğum birçok şeyden ziyadesiyle etkileniyorum. Daha açık konuşmak gerekirse rahatsızlık duyuyorum.
Siz ister adına yaşlanma deyin isteyende Kuşak Çatışması veya Kuşak Geçişkenliği de diyebilir. Yani isteyen istediği tanımlamayı yapabilir.
Ancak ortada öyle bir gerçek var ki ne yaparsanız yapın asla onu yok edemezsiniz!
Bugün Televizyon Dizilerinde özellikle geçmişe ve geçmişin değerlerine duyulan özlem senaristlerin kalemlerine mürekkep olup akıyor!
Öyle özellikle kırk yaşın üstünde ki birçok insanın her geçen gün geçmişe yönelik özleminin arttığı artık çok bilindik bir gerçek.
Nerde o eski Ramazanlar diye başlayan cümleler, artık daha da geniş bir ifadeyle dile getiriliyor!
Nerde o eski Komşuluklar!
Nerde o eski Esnaflar!
Nerde o eski Akrabalıklar!
Nerde o eski Arkadaşlıklar!
Nerde o eski Pideler/Somunlar!
Daha burada saymakla bitiremeyeceğimiz kadar çok maddi ve manevi yitip giden değerlerimiz!
Deyim yerindeyse hayatımız ağır hasarlı bir şekilde ilerliyor! Büyük bir atalet kaplamış dört bir yanımızı! Kimse memnun değil bu durumdan.
Ancak bir Allah’ın kulu da bun sıkıntılı durumdan kurtulmak için gayret göstermiyor! En kötüsü de bu zaten.
Kuyuya düşebilirsiniz. Ancak sizi kuyudan çıkaracak Kudret’e olan inancınız gereği çaba göstermelisiniz.
Bugün toplumun tamamı mevcut durumdan şikayetçi!
Anne/Baba evlattan, Kardeş kardeşten, Karı Kocadan, Koca Karısından, Kaynana Gelinden, Gelin Kaynanadan yana şikayetçi! Anlayacağınız kimse kimseden memnun değil!
Böylesine memnuniyetsiz ve geçimsiz bir toplumdan huzur ve saadet ortamı beklenir mi? Tabi ki de beklenmez!
Peki neden böyle oldu diye hiç soruyor muyuz kendimize?
Biz hangi ara bu kadar Dünyevi düşünen mahluklarolduk! Hangi ara kaybettik bu şefkat ve merhamet duygularımızı!
Oysa bizler, Alemlerin Rabbinin yer yüzündeki temsilcisi yani Halifesi değil miydik? Bu yüzden onun bize bahşetmiş olduğu fıtrata uygun bir şekilde;
- Yeryüzünü en güzel şekilde imar etmek
- Ve onu şeriatı ile yani adaleti ile hükmetmek
- Dahası bu dünyanın bir sınav yeri olduğunu unutmamak
Ve yaşamamızı bu doğrultuda şekillendirmemiz gerektiğini ne çabuk unuttuk!
Hatırlayın biz nasıl bir Millet idik!
Ticarette söz senetti! Kimse üç kuruş kazanç için bırakın yalan konuşmayı, gereksiz Yemin dahi edilmezdi. O yüzden Ticaret hem güzel hem de helal idi.
Verilen sözler itimat üzerine idi. Alışverişte müşterilerin ikna olması için, “İtimadın Olsun”gibi ince sözler ile kullanılırdı. Anadolu insanının bu nezaketi için; “İstanbul Beyefendisi” yakıştırması yapılırdı.
Kimse kimsenin ne malına ne canına ne de namusuna kast etmiyordu. Yazılı olmayan ancak çok kıymetli bir Toplumsal Müeyyide vardı. Yanlış veya kötü bir davranış sergileyen insan, içerisinde yaşadığı Cemiyet tarafından kınanmaktan ve dışlanmaktankorkardı.
Yediden yetmişe tüm toplumda yanlış yaparsam nasıl insanların yüzüne bakarım, nasıl sokağa çıkarım kaygısı vardı!
Çünkü o dönemlerde Edepsizlik sınırını aşacaklara, Edep yahu denirdi! Hırsıza ve Arsıza gülerek selam verilmezdi. Dahası insan yerine konulmazdılar. Bu tehdit dahi toplumun kendisine çeki düzen vermesine yeterli oluyordu.
En ağır tartışmalarda hatta kavgalarda dahi sinkaflıifadeler veya küfürlü sözler kullanılmazdı. Çoğu kavgada küfür edildiği için çıkardı.
Oysa bugünlere geldiğimizde kelli felli diyebileceğimiz yaşını başını almış insanların çok gereksiz yere Allah adına yemimler ettiğine tanık oluyoruz!
Deyim yerindeyse Helal Ticareti Haram ile değişiyoruz!
İnsan için bu ne büyük bir azap değil mi? Sadece Ticaret ile kalsa hayatın her aşamasında İnsanlar gereksiz yere yeminler ve küfürlü ifadeler kullanıyorlar.
Daha düne kadar sırt sırta aynı partide mücadele eden sözde Dava Arkadaşları yol ayrımı yaşadıklarında akla izana sığmayacak Galiz Küfürler ile Kamil İnsan ifadesini inkar edecek duruma düşüyorlardı.
Yıllarca Belediye Başkanı olarak hizmet ettiği siyasi partiden istifa eden topluma mal olmuş bir siyasetçiye, ayrıldığı Partinin Genel Başkanı tarafından Namussuz diye hitap etmesi seviyenin en dibi oldu diyebiliriz!
Anadolu İrfanı bu duruma şöyle bir açıklama getirir; “Kötü Söz Sahibine Aittir” der! Kimden söz ettiğimi anlamışsınızdır1
Bu durumda bu siyasi partinin Genel Başkanının şu anda yanında yol yürüyen tüm arkadaşlarının, potansiyel Namussuz İnsan muamelesi görmesi söz konusudur!
Üzülerek söylüyorum ki tarihin hiçbir döneminde Namus Kavramı bu denli ayağa düşürülmemişti. Ve bunu yapanlar toplum nezdinde makam ve itibar sahibi kimseler olması idi.
Siz olsanız en ufak bir ters düşme durumundaveya yol ayrımında size bu denli ağır hakaretler edecek sözde bir insan ile yol yürür müsünüz!
Dahası böylesi bir insana ne kadar güvenip saygı duyarsınız?
Selam Ve Dua İle...