TEBRİKLER AMEDSPOR
Bu hikâye Anadolu’nun Taşra diyebileceğimiz İllerinden birisinde Kürşat ile Baran'ın Çocukluk döneminde yaşadıklarından bir kesit olarak alınmıştır...
Bundan yıllar önceydi!
Kardeşin kardeşe kırdırıldığı garip bir zamandan bahsediyoruz. Hani Amerikalıların Siyah Beyaz ayrımını şiddetle eleştirdiğimiz dönemlerden.
Yeri gelince Peygamber Efendimizin bu konu ile ilgili Hadisleri üzerinden çok bilmiş bir şekilde Dünyaya Ahkâm kestiğimiz günlerden bahsediyorum.
Oysa ki bizler, Siyahi bir annenin evladı olan Bilal-ı Habeş'e Efendimizin göstermiş olduğu muhabbete sımsıkı sarılanlardan idik.
Doğrusu da oydu zaten! Müslümanlıkta insan ve sınıf ayrımı olur muydu?
Evet öyleydik öyle olmasına ama bir gün şehre bir yabancı geldi!
Hikaye de öyle başladı. Yabancılar geldi güzel ülkeme! Hem de ne gelme!
Ancak bu hikaye hiçte güzel başlamadı.
Şehre gelen yabancılar, bir anda memlekette tozudumana katmıştı! Daha düne kadar yan yana oturan komşuları bir birine düşman etmeye başlamışlardı.
İnsanları etnik yapılarına göre sınıflandırmak suretiyle etnik ayrımcılık üzerinden nifak oluşturma yoluna gitmişlerdi.
Daha düne kadar yedikleri içtikleri ayrı gitmeyen candan ve kandan iki milleti tıpkı siyah ve beyaz gibi ayırma ve kamplaştırma yöntemiyle düşman ettiler.
Bir ülke düşünün ki bin yıldır birlikte yaşadıkları acısıyla ve tatlısıyla adeta tek vücut olmuş insanları Türk Kürt söylemleriyle ayrıştırmaya çalışan fitne odakları meydanda adeta at koşturmakta idiler.
Her gün akşam haberlerinde karakol baskınları ya da yol üstü bomba tuzakları ile şehit haberleri geliyordu. Dahası artık dağdaki şiddet şehirlere de inmişti.
Memleket adeta yangın yerine dönmüştü, artık sadece kırsalda ki dağlar değil şehirlerde tehdit altında idi. Her an her yerde İstanbul gibi bir şehrin göbeğinde dahi serseri bir canlı bomba patlayabilirdi.
Siz hiçbir ilginiz ve alakanız olmasa dahi yolda yürürken serseri bir kurşuna kurban gidebiliyordunuz!
Ülkenin üzerinde karabasan misali karabulutlar dolanıyordu. Hani derler ya kimsenin ağzının tadı tuzu kalmamıştı.
Düşünün ki Peygamber Ocağına, Asker Kınası yakarak Evlatlarını yolcu eden aileler artık sessiz sedasız Evlatlarını Otogarlardan yollar olmuşlardı.
İşin kötüsü bir tarafta dağdaki çatışmada şehit olup can veren Analar ağıt yakarken diğer tarafta çocuk denilecek çağda ikna edilerek dağlara çıkarılmış ne için mücadele ettiğini anlamadan anlamsız bir dava uğruna hayatının baharında can veren yine bu Memleketin can veren çocuklarının Anaları sessiz ve sedasız bir şekilde yaslarını tutmaktaydılar.
Bin yıllık kardeşliğe dayalı bu milleti birbirine düşman kılanlar kıs kıs gülmekteydiler. Çünkü Terör adı altında tasarladıkları planlar tıkır tıkır işliyordu.
Artık aklın yerini öfke hali almıştı! Sağlıklı düşünecek bir ortam yoktu!
Kimse neden bu ülkenin çocukları birbirlerine düşman ve neden kardeşkanı akıyor diye sorgulamaktan çok uzak kalmışlardı.
Adeta koca bir milletin basireti bağlanmıştı diyebiliriz!
Bizler Dağdakileri, Terörist ve Düşman olarak görürken, Dağdakiler ise Asker ve Polis için düşman diyorlardı,
Oynanan oyun gerçekten çok ama çok büyük idi!
Bu nasıl bir tezgah idi. Bin yıllık kardeşliği düşmanlığa çevirmişti! Cennet Memleketimde karamsar bir hava vardı. Umutların yok olmaya doğru gittiği kapkara bir tablo vardı!
İşte Umudun Hikayesi tamda burada başladı!
Olay Anadolu’nun taşrada bir şehrinin kenar mahallesinde Polis Memurunun oğlu Kürşat ile Seyyar Satıcının oğlu Baran’ın arasında geçiyor!
Henüz ağzı süt kokan iki küçük çocuk ve onların on yıllarca sürecek olan dostlukları bu yangın yerini tekrardan huzur ve sükunet ortamına çevirecekti!
O iki melek ruhlu çocuk biliyor ve inanıyordu ki Anadolu denilen Kadim Topraklarda Kardeşliğin önüne geçebilecek hiçbir engel yoktu ve olamazdı!
Sokakta top oynarken düşüp biri yeri yaralanan çocuk annesinden önce komşusu tarafından ayağa kaldırılıp yarası pansuman ediliyordu.
Bir gün Kürşat’ın parmağı kanamıştı. O yıllarda özellikle küçük çocuklar arasında Kan Kardeşlik çok kıymetli idi! Kürşat candan sevdiği arkadaşı Baran’a kan kardeş olmayı teklif etmişti.
Baran hiç düşünmeden yerden aldığı bir cam parçası ile parmağını kanatmış ve parmaklarını üst üste koymak suretiyle kardeşliklerini perçinlemişlerdi.
Artık eskisinden çok daha güçlü bir bağ ile bağlanmışlardı birbirlerine! Öyle ki iki ayrı bedende tek can gibi olmuşlardı.
Her dönemde olduğu gibi o zamanlarda da küçük çocukların hayranlık duyduğu Futbol Takımları vardı. Aynı takımı tutmak kardeşten de öte bir şeydi!
Ülke belki de Savaş Yerine dönmüştü. Birileri Türk Kürt kardeşliğini düşmanlığa dönüştürme gayesindeydi. Ancak Baran ile Kürşat tüm bu kötülüklerden ayrı güzel bir dünya kurmuşlardı.
Bu iki güzel çocuğu ayıran tek bir şey kalmıştı. Kürşat Fenerbahçe hayranı ve taraftarı idi. Baran ise Galatasaray taraftarı idi. Bir gün mahallede top oynarlarken Kürşat Baran’a Fenerbahçeli olmayı teklif etmişti.
Hatta Fenerbahçeli olursa ona ilk formasını kendisinin alıp hediye edeceğinin sözünü de vermişti. Baran’ın Kürşat kardeşine olan sevgisi tabi ki bir Futbol Takımına olan sevgiden çok öte idi.
Hiç tereddüt bile etmeden minicik ama bir o kadar yüce kalbi ile Fenerbahçeli olmayı kabul etmişti. Artık mutlulukları ve kardeşlikleri daha da yüce bir hal almıştı.
Kürşat ve Baran koskoca adamların saçma sapan düşmanlıklarına inat kardeşliklerini tüm dünyaya yaşamak suretiyle haykırmışlardı.
Çünkü onlar şunu çok iyi biliyorlardı Sevginin ve İnancın önünde hiçbir kuvvet dayanamazdı. Ve öyle oldu. Kürşat ve Baran büyüdüler koskoca adamlar oldular.
Tarih bir kez daha İnsanlara şunu gösterdi. İki minik kalbin samimi duyguları ve Futbol oynarken kazandıkları kardeşliği yedi cihan gelse yok edemezdi!
Ve öyle de oldu!
Bundan kırk yıl önce Kürşat’ın, Kan Kardeşi Baran’a Fenerbahçeli olması teklifini unutmayan Kürşat tam kırk yıl sonrasında bugün Baran istemeden Amedspor taraftarı olduğunu söylemesi bu kardeşliğin ne denli sağlam temeller üzerine kurulduğunun adeta resmi bir şehadet belgesidir.
Baran ile Kürşat bin yıllık kardeşliğinin ne bir takım ne de bir renk ayrımıyla yok sayılamayacak yüce ve kıymetli olduğunu ortaya koymuştu. Çünkü her ikisinin de tek ortak yanı aynı topraklarda doğup, aynı topraklarda yaşayıp ve aynı topraklarda ekmeğini bölüştüğü idi.
Bu yüzden dün Türk Kürt fitnesi ile birbirinden koparamadığınız bu iki kadim milleti bugün yine Spor üzerinden ayrıştırma emelleri olanlara fırsat vermeyecektir.
Duam odur ki, Amedspor güzel ülkemizin diğerfutbol takımları gibi Avrupa Kupalarına karılmak suretiyle Ay Yıldızlı Bayrağımızı Avrupa Sahnesinde gururla dalgalandıracaktır!
Selam ve Dua İle…