BAB-I ŞARK COĞRAFYASI
Her fırsatta zihnimizde yer tutan İbniHALDUN’UN “Coğrafya Kaderdir” sözü ile konuya girmek isterim. Bugün literatürdeOrtadoğu olarak tanımlanan ancak gerçekte Babı Şark olarak tanımlanan bizimde ülke olarak içerisinde olduğunu düşündüğümüz bir Coğrafya’dan bahsediyoruz.
Tahmini olarak, Ortadoğu’nun günümüzde en çok kabul gören tanımı, Arap ülkelerine (Suriye, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Lübnan, Ürdün, Yemen, Umman, Irak, Libya, Bahreyn, Kuveyt, Katar, Mısır) Türkiye, İran ve İsrail’in eklenmesiyle elde edilen bölgedir.
Başka bir deyişle Osmanlı İmparatorluğu’nun mirasıdır da diyebiliriz.
1. Dünya Savaşından sonra Osmanlı Devletinin yıkılması, Ortadoğu’da büyük bir otorite boşluğu doğurdu.
Ne yazık ki savaşın sözde galipleri arzularını dizginleyemeyerek Ortadoğu’da dengeleri gözetmemiş, yapay sınırlar çizerek yeni meselelerin temelini atmışlar ve bugün bu bölgeyi halen süren kargaşalığın içine itmişlerdir.
Ortadoğu’daki aktör devletler, dün sömürgeci devletler olarak tanımlanırken, bugün emperyalist devletler olarak bölgede faaliyet göstermektedirler.
Aktör devletlerin bölgeyle yakından ilgilenmelerinin temelinde yatan ana etken ekonomik çıkarlardır. Bölgede faaliyetlerini sürdüren aktör devletler çıkarlarına ulaşmak için demokrasi söylemleriyle hareket ederek bölgeyi tabir yerinde ise Babil Kulesine çevirmişlerdir.
Bu nedenle, Babı Şark Coğrafyası 100 yıllık tarihsel süreçte Kan ve Gözyaşının eksik olmadığı, savaş ve işgal ile yerle yeksan edilmiştir. Huzur ve İstikrardan uzak her daim fitne, ve kaostohumlarının ekildiği topraklar olarak günümüze değin gelmiştir.
Bu iki kavram batılı devletler için yeni bir bölgesel tanımlama ihtiyacını ortaya çıkarmıştır. Bu doğrultuda İngilizler, Yakın Doğu terimine karşılık, Osmanlı Devleti toprakları içerisinde kalan ve Uzak Doğu’ya geçişte önemli bir atlama taşı olan bölge için “Ortadoğu” terimini kullanmaya başlamıştır.
Dünyanın en karmaşık bölgesi olan Ortadoğu’da çıkarları olan emperyalist devletler bir zamanlar Balkanlarda uyguladıkları politikaları Ortadoğu da uygulamaya başlamışlardır.
Uygarlıkların beşiği olan Ortadoğu tarihin ilk çağlarından beri uygarlıkların ilgi odağı olan ender bölgelerden biridir. Bölge taşıdığı önem itibarıyla tarihinin hemen hemen her döneminde savaşlara tanıklık etmiştir.
Ortadoğu’yu cazip kılan etkenlere bakacak olursak, bölgenin önemini yer altı ve yer üstü zenginlikleri olmak üzere iki grupta değerlendirebiliriz. Yer üstü zenginliklerine baktığımızda bölgenin geleneksel olarak çeşitli kültürlerin ve dinlerin kesişme noktası olması, bölgenin hava, kara deniz yolları bakımından önemi, dünyanın ağırlık merkezinde bulunması, birçok uygarlığın bu bölgede kurulması ve yıkılması bölgenin değerini artırmaktadır.
1900‘lü yıllardan itibaren petrol’ün ortaya çıkışı bölgenin değerini daha da arttırmıştır. Özelliklede sahip olduğu petrol zenginliği nedeniyle güç ve egemenlik mücadelelerine sahne olmakta ve dünyanın en istikrarsız bölgeleri arasına girmektedir.
Meselenin Özü burada ortaya çıkmaktadır. Dünya için adeta bir Enerji Kaynağı Merkezi olmanın yanı sıra ulaşım noktasında da ciddi bir İstasyon görevi üstlenmektedir diyebiliriz.
Bu nedenle Sömürgeci Batı Toplumları her daim Emperyal Emelleri uğruna bu coğrafyanın huzur ve istikrar bulmasını istememişlerdir.
Birçok dinin Kutsal Merkezi olma özelliği ise Babı Şark Coğrafyası için başka bir özellik ve aynı zamanda tehdit oluşturmaktadır.
Bugün Filistin topraklarını işgal eden İsrail Terör yapılanması Babı Şark Alemi için en belirgin tehdit unsurunu oluşturmaktadır.
Müslüman Toplumların ve Devletlerin hiçbir zaman İttifak olmasını istemeyen Batılı EmperyalGüçler bu nedenle her fırsatta bu topraklarda Nifak Tohumları ekmekten vazgeçmemişlerdir.
Yine İslam Tarihinde, H.Z Hasan ile Hüseyin’in kanı ile yoğrulmuş olması da bu coğrafya için farklı bir referans oluşturmaktadır.
Anlayacağınız Sömürgeci Batı asla bizi bizle baş başa bırakmamıştır. Bunun en büyük nedeni ise bu coğrafyada Türkiye Liderliğinde bir İslam ve Turan Birliği’nin kurulmasıdır.
Ancak korkunun ecele faydası olmadığı muhakkak bir gerçektir. Bugün her türlü algı ve manipülasyona rağmen başta Babı Şark ve Türk Coğrafyası olmak üzere ciddi birliktelikler için adım atılmaktadır.
Unutmamalıyız ki Haçlı Zihniyeti bizlere asla bir ve beraber iken saldırmadı. Öncelikle aramıza fitne tohumu ekmek suretiyle, Böl Parçala Yut politikalarıyla zemin hazırlamışlardır.
Keza Vahdet içinde ki Türk İslam toplumunun Sömürgeci Batı karşısında her daim Muzaffer olması muhtemeldir.
Bu nedenle gün Birlik ve Beraberlik olma günüdür!
Amasız fakatsız ve lakinsiz!
Selam ve Dua ile…


