BABAMA MEKTUP 1
Köyün yağız ve yakışıklı delikanlısı çocuk denecek yaşta babasını kaybetmişti. Geride Anneleri, bir abla ve iki küçük erkek kardeşiyle bir başlarına kalmışlardı.
Başlarında anneleri vardı; Ancak o yıllarda kadınların tarla haricinde çalışma fırsatları yoktu. Bu yüzden Aile ekonomisine katkısı olmuyordu. Zaten çalışacak iş bulsa 4 çocukla ve ev işleriyle başa çıkması mümkün değildi!
Yağız delikanlı var gücü ile çalışıp Annesi ve kardeşlerinin nafakasını çıkarmak adına hayata erkenden adım atmak durumunda kalmıştı.
Halbuki, henüz Ergenlik döneminde böylesi bir ağır sorumluluğu küçücük omuzlarda taşımak öyle kolay değildi!
Üstelik Feodalitenin en şiddetli ve acımasız olduğu bir dönemde kendini ve ailesini her türlü tehlikelere ve tehditlere karşı korumak ayrı bir yük getiriyordu o körpe bedenine!
Kısacası genç delikanlı, zor zamanlarda kaderin ona yazdığı yazıyı yaşamaya çalışıyordu. Babadan kalma bir arazi ya da geçim kaynağının olmaması tüm bu olumsuzlukların üzerine tuz biber oluyordu.
Hayat mücadelesi kolay değildi ancak delikanlı çok çalışkan ve kısmetinin peşinde ısrarla koşup ekmeğini deyim yerindeyse taştan çıkaran bir karaktere sahipti!
Bu ergen genç henüz 18 yaşına yeni basmıştı. Artık yetişkin bir delikanlı olmuştu. Her genç gibi o da gönlünü bir güzele kaptırmıştı! Hem de ne kaptırma!
Köyün bu gariban Yetim Çocuğu gide gele köyün en güzel kızına namı diğer Fatma Kıza gönlünü kaptırmıştı. O vakitler isimleri aynı olanları karıştırmamak adına Kadınlara lakap takılırdı.
Yaşı olana Fatma Kadın, yeni gelinse Fatma Gelin, bekarolana ise Fatma Kız denirdi. Fatma Kız henüz çocuk denecek yaşlarda ancak serpilmiş ergenlik çağında bir Kız Çocuğu idi.
Bu arada Yağız Delikanlı Fatma’nın aynı zamanda uzaktan akrabası geliyordu. Fatma Kızı ilk olarak, Evlerine gidip gelirken görmüştü. Fatma Kız o zamanlar arkadaşları ile sokakta oyun oynuyordu.
Öyle ya o zamanlar bırakın Sosyal Medya telefon dahi yoktu. Gençler sadece birbirini sokakta, ev ziyaretlerinde ya da düğünlerde ancak görebiliyordu.
Yağız Delikanlı Fatma Kıza fena abayı yakmıştı! Ateş bacayı çoktan sarmıştı bile!
Vakit kaybetmeden meseleyi Annesine açmış ve bir an evvel Fatma Kızı istemeye gitmeyi dile getirmişti. Yetim Delikanlı tek başına hayat mücadelesi artık yeni bir boyuta taşınacaktı.
İşin ilginç tarafı Fatma Kızın babası kızını vermekten yana hiç istekli değildi! Ve bu nedenle çocuk denecek yaşta ki kızını vermemek için Evlilik Koşullarını adeta arşı alaya çıkarmıştı.
Ancak delikanlının sevdası engel tanımayan cinstendi. Gecesini gündüzüne katıp çalışıp elde avuçta ne varsa Başlık Parası olarak vermeye hazırdı. O dönemlerde çok kıymetli olan evin ahırında ki Büyük Baş Hayvanı satıp Başlık Parasını tastamam edip Fatma Kızı alıp muradına ermişti.
O zamanın en büyük sorunu işsizlik ve geçim derdi idi. Bu yüzden delikanlı büyük bir risk alarak Şehre taşınma kararı aldı. İlk zamanlarda Annesi ve Kardeşlerinin karşı gelmesine rağmen birazda mecburiyetten de olsa Adana’ya taşınmayaikna oldular.
Delikanlı 1966’nın Sonbaharının Eylül ayında Diyarbakır Garından sırtında Fatma Kızın çeyizliğini koyduğu o zamanın vitrini olan Camekan ve bir çift yorgan yastıkla beraber Çukurova’nın yolunu tutmuştu.
Adana Tren Garında Kara Trenden inince yüzlerine vuran sıcak hava Çukurova’nın verimli topraklarına hoş geldin mesajını veriyordu!
Bu Yağız Delikanlının hayatında yeni bir milat olarak Adana Sayfası kapanmamak üzere açılıyordu! Öyle ya Büyükbabası da Diyarbakır’a Ata Yurdu olan Türkistan’dan gelmişti. Hikaye değişmiyor Tarih adeta Tekerrür ediyordu.
O da tıpkı dedesi gibi yeni bir yurda hicret ediyordu. Ve bu şehir onun artık deyim yerindeyse gerçek anlamda Memleketi oluyordu. Öyle ya henüz çiçeği burnunda evlenip geldiği Adana’da 7 çocuk ve 15 torun sahibi olacaktı.
Delikanlı bu koca şehirde hiç vakit kaybetmeden başını sokacak bir ev aramaya koyulmuştu. Eski adıyla Karşıyaka’da Yamaçlı civarında o zamanki ismiyle Teneke Mahallesinde derme çatma bir ev bulup kiralamıştı.
Ertesi gün sandığında ki tek Kumaş Pantolonu giyip o zamanki Şehir Çarşısına inip iş arama girişiminde bulunmuştu. Çalışma heveslisi olduğu için tez zamanda bir iş bulmuştu.
Büyük bir gurur ve mutlulukla eve dönmüştü o günün akşamı! Fatma Kız ise yeni gelin olarak geldiği bu koca şehirde Türkçe konuşmayı bilmediği için ilk zamanlarda komşularla beden diliyle iletişim kurmaktaydı.
Her şey yolunda giderken başka bir güzel haber ile mutlulukları katlanır olmuştu. Artık 3 kişi olacaklardı Fatma Kız bebek bekliyordu. Yağız Delikanlı daha bir şevkle ve hevesle çalışıyordu.
Yeni doğacak çocuğuna ve sonrasında aileye katılacak olan çocuklarına daha güzel bir hayat sunmak en büyük arzusu olmuştu. Ve bir ömür Yağmur Çamur, Bayram demeden sırf Ailesi mutlu ve huzurlu olsun diyerek çalışacaktı. Bu saatten sonra çalışmak adeta onun Yaşam Tarzı olacaktı.
Selam ve Dua İle.
Konuya Devam Edeceğim…







