“DEVLET” AKLI
Güzel ülkemde her şey değişiyor da tek bir şey değişmiyor. Yüzyıllardır devam eden bir hastalık sürekli tekrar edip duruyor.
Malumunuz bu ülkede özellikle son 40 yılda nereli ve hangi etnik yapıdan olduğunuz çok ama çok kıymetli bir hal aldı.
Cumhuriyet sonrası yeni kurulan Jakoben Elit Kesimin güdümünde olan bu memleket asla onu yeniden inşa eden savaşlarda can veren gerçek sahipleri tarafından yönetilmedi veya yönetim imkanı verilmedi.
Dört Kıtaya hükmetmiş asırlarca varlığını sürdürmüş, İmparatorluk Bakiyesi bu milleti, Emperyalist Batı bugünkü mevcut sınırlarında sıkıştırıp gelişimden uzak bir şekilde yaşama mahkum etmiştir.
Bu da yetmemiş İşgal Kuvvetleri bu ülkeyi terk etmeden evvel kripto ajanları aracılığıyla zehirli fikirlerini de bırakıp gitmişlerdir. Ne hazindir ki Anadolu İnsanı arasında ayrılıkçı zihniyetler oluşması için her krizi fırsata çevirmişlerdir.
Bin yıldır kardeşlik hukuku ile iç içe yaşamış, Kadim Anadolu coğrafyası bu fitnecilerin ayrılıkçı söylemleri ile kardeşin kardeşe kırdırıldığı bir yer haline gelmiştir.
Bu öyle azılı bir sömürgeci kafa ki, Anadolu İnsanının Çarıklı Ayakkabıları ile Başkente girmesini dahi çok görmüş bir zihniyetten bahsediyoruz.
Bilim Adamı dahi olsanız o seçkin ve elit kesimin mensubu değilseniz asla emellerinize ulaşamıyordunuz.
Bunun en güzel örneği ise Türkiye’nin ilk Uzay ve Silah Sanayi Kurucuları olarak bilinen Nuri DEMİRBAĞ ile Nuri KILLIGİL bu zihniyet tarafından cezalandırılmışlardır.
Bu baskıcı rejimin tüm yaptıkları bu Vatan Hainliklerine, bir Allah’ın kulu da çıkıp siz ne yapıyorsunuz dememiş ve kimseler engel olmamışlardır.
Unutmayın, Devrim Arabasının üretimini de sekteye uğratan yine bu zihniyettir. Bu ülkenin hiçbir şeklide gelişmemesi ve Tam Bağımsız Bir Devlet olmaması için ellerinden geleni yapmışlardır.
Türkiye bir Toplu İğne bile üretmeden Sömürgeci Batı’nın yıllarca esiri olarak kalmıştır. Dahası hali hazırda yaşadığımız topraklarda üretmiş olduğumuz sağlıklı ürünleri Haşhaş, Zeytinyağı ve Organik Süt yerine bizlere Kimyasal Katı Margarin ve Süt Tozu satarak adeta Sağlık Hayatımız için de tehdit oluşturmuşlardır.
Ülkeyi üretimden ve yenilikten uzak tutarak her türlü gelişimin önüne geçmiştirler. Ne ilginçtir ki o günlerde kimsecikler bırakın Milliyetçilikten bahsetmeyi, Memleketin menfaatlerini savunmayı düşünmemiş ve dile getirmemiştirler.
Bu, Sözde Devleti Yöneten Kadrolar adeta Sömürgeci Ağababalarının tüm talimatlarınıyerine getirerek Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Milletinin gelişimini engellemeyi şiar edinmişlerdir.
Öyle Azgın Bir Azınlık ki, ülkenin seçimle iktidara gelen Başbakanı merhum Adnan MENDERES ve yol arkadaşlarını idam edecek kadar ileri gitmişlerdir.
Bu nasıl Milliyetçilik anlayışı ise Güzel Ülkem için yapılan her hizmete karşı çıkmakla yetinmeyip Hizmet Üreten Kadroları bir şekilde bertarafetmişlerdir.
Anlatacak o kadar çok şey var ki!
Yüz yıldır savaş yaşamamış bir ülke olmamıza karşın ikinci dünya savaşında yerle bir olmuş ülkelerin çok ama çok gerisinde kalmışız.
Bir aklı selim çıkıp hiç sorgulamamış veya sormamış bu ülkenin neden hep yerinde saydığını. Neden bu ülke Yüz Yılda bir adım mesafe kat edemediğini şimdi anlıyor musunuz?
Önce Alevi-Sünni Sonra Sağ-Sol Sonra Türk-Kürt ayrımcı söylemleriyle toplumu karşı karşıya getirdiler.
Sözün özü tüm bu yapay tuzaklara rağmen bu Aziz Milletin kardeşliğini bozamadılar.
Her türlü engellemelere karşın Anadolu İrfanı hakim gelmiştir. Deyim yerindeyse bu Kadim Millet, Anka Kuşu misali yeniden küllerinden doğmuştur.
Düne kadar Güneydoğu Dağlarında Asker ve Örgütçü kardeş birbirine silah sıkıyordu. Bugün dağda çatışma bitti. Ayrıca Türkiye Cumhuriyeti Devleti özellikle son 20 yılda Güneydoğuya yapmış olduğu yatırımlar ile adeta cennete çevirdi diyebiliriz.
Kısacası artık Kürt Gençlerinin öyle ya da böyle dağa çıkmaları için herhangi bir sebep ve mani kalmadı.
Terörle Mücadele de ciddi bedeller ödemiş dahası yakından yüreği yanmış birisi olarak birinin bu ateşe su dökmesi gerekirdi.
Merhum Babam, Abdurrahman DABAN bu cümleyi tam 35 sene önce kullanmıştı. Doğru her daim değerini yitirmiyor ve değişmiyor. Bu anlamsız çatışma yüzünden son 40-50 yıldır,binlerce canımız gitti. Üstüne üstelik maddi manevi ülkemiz geri kaldı.
Bin Yıldır kardeşçe yaşamış olduğumuz bu coğrafya da bu anlamsız kavganın sona ermesi için bir yiğidin çıkıp Kral Çıplak demesi gerekiyordu.
Bu zorlu ve bir o kadar kıymetli görev Milliyetçi Hareket Partisi Lideri Sayın Devlet BAHÇELİ’YE nasip oldu. Sayın BAHÇELİ Partisinin Grup Toplantısında deyim yerindeyse “Edi Bese” yani artık yeter dedi.
Bizlerde yanı başımızdaki coğrafyaların Ateş Topuna dönmüş olduğu böylesi bir zamanda Devletin ve Milletin el ele hareket etmek suretiyle Toplumsal Barış için adımlar atması gerektiğine inancımız tamdır.
Gün Türk Kürt demeden Alevisi ve Sünnisiylebirlik olma günüdür. Aksi takdirde Allah korusun, Düşman Tankları ve Düşman Askeri postalı bu topraklara adım attığı vaki; Ne Türk Ne Kürt Ne Alevi Ne Sünni demeden ezip geçecektir...
Son olarak Yunus’un sözüyle noktayı koyuyoruz.
“Bölüşürsek tok oluruz
Bölünürsek yok oluruz”
Selam ve dua ile…


