İnsanları Yormadan Yaşamak da Bir Ahlâk
mıdır?
Hayatınızda zor bir insan var mı?
Muhtemelen hepimizin vardır.
Belki iş yerinde, belki aile içinde, belki arkadaş çevremizde…
Hatta şu an bu soruyu okurken zihninizde bir isim bile belirmiş
olabilir.
Fakat bugün size başka bir soru sormak istiyorum: “Acaba bir
başkasının hayatındaki “zor insan” biz miyiz?”
Son yıllarda psikoloji, iletişim ve kişisel gelişim alanlarında
“zor insanlar” üzerine çok şey konuşuyoruz. İletişimi
güçleştiren insanları, sürekli problem çıkaranları,
çevresindekileri yoranları tanımaya çalışıyoruz. Onlarla nasıl
iletişim kuracağımızı, sınırlarımızı nasıl koruyacağımızı
öğreniyoruz.
Bunların elbette bir karşılığı var. Fakat bakışımızı sürekli
karşımızdakine çevirince gözden kaçırdığımız bir şey var:
Başkalarının bizi nasıl yorduğunu çok iyi fark ederken,
bizim başkalarını ne kadar yorduğumuzu aynı dikkatle
görebiliyor muyuz?
İnsanların işini kolaylaştıranlardan mıyız, zorlaştıranlardan
mı?
Bir ortamda bulunduğumuzda insanların yükünü biraz olsun
hafifletiyor muyuz, yoksa farkında olmadan o yüke bir parça
da biz mi ekliyoruz?
Bazen sertliği güçlü bir karakter sahibi olmak
zannedebiliyoruz. Her tartışmada haklı çıkmayı, son sözümutlaka söylemeyi, çoğu fikrimizden bir adım geri
çekilmemeyi güçlü olmak sanabiliyoruz. Bazen de bütün
bunları tek bir cümlenin arkasına saklıyoruz:
“Ben buyum.”
Ya da:
“Benim karakterim böyle.”
Oysa insanın karakteri, başkalarını incitmesinin veya hayatı
onlar için gereksiz yere zorlaştırmasının mazereti olabilir mi?
Ahlâk işte burada başlıyor. İnsanın yalnızca başkalarının
kusurlarıyla değil, kendi mizacıyla da mücadele
edebilmesinde…
Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellemin
hayatına baktığımızda bu konuda çok zarif bir ölçüyle
karşılaşıyoruz.
Hazreti Âişe radıyallâhu anhâ, Peygamber Efendimiz
Aleyhisselâm’ın iki şey arasında tercih yapmak durumunda
kaldığında, günah olmadığı müddetçe kolay olanı tercih
ettiğini bildiriyor.
Üzerinde biraz düşününce bu rivayetin yalnızca bir tercih
biçimini değil, bir ahlâk anlayışını da gösterdiğini fark
ediyoruz.
Bugün en fazla ihtiyaç duyduğumuz ölçülerden biri de budur.
Zorlaştırmaya gücü varken kolaylaştırmak…
Haklı olduğu hâlde merhameti elden bırakmamak…
İnsanların kusurlarını aramak yerine onlara çıkış yolu
bırakmak…Gücü sertlikte değil, güzel muamelede göstermek…
Çünkü bizi yoran şey her zaman büyük kötülükler olmayabilir.
Bazen küçücük davranışlar birikir.
Evde sürekli eleştiren bir dil…
İş yerinde yapılabilecek bir işi gereksiz yere zorlaştırmak…
Birinin hatasını düzeltmek yerine yüzüne vurmak…
Haklılığımızı ispat etmek uğruna karşımızdakini incitmek…
İnsanların işini kolaylaştırabileceğimiz hâlde “Ben neden
yapayım?” diyerek geri durmak…
Bazen de yalnızca düşünmeden söylediğimiz bir cümle.
Bunların çoğu tek başına büyük görünmeyebilir. Fakat
ilişkilerimizin yükü çoğu zaman böyle küçük şeylerin üst üste
binmesiyle ağırlaşıyor.
Bu yüzden insan zaman zaman başkalarına değil, kendisine
dönüp bakmalı.
Ben de kendime bu soruyu sormaya çalışıyorum:
Acaba ben insanları yoruyor muyum?
Yorgunken, acele ederken, çoğu fikrime fazlasıyla
bağlandığımda, birçok konuda haklı olduğumu
düşündüğümde… Farkında olmadan karşımdaki insanın işini
zorlaştırıyor olabilir miyim?
Çünkü dürüst olalım çoğumuz zaman zaman bunu yapabiliriz.
Kendi kusurumuzu fark etmemiz kolay değil. Başkasının
sertliğini hemen görüyoruz ama kendi sesimizin tonunu
duymayabiliyoruz. Başkasının inatçılığından şikâyet ederkenkendi ısrarımızı “kararlılık” olarak adlandırabiliyoruz.
Başkasının kırıcı sözünü unutmazken kendi söylediğimiz
sözün karşı tarafta nasıl bir iz bıraktığını hiç
düşünmeyebiliyoruz.
İşte bu nedenle güzel ahlâk, yalnızca iyi şeyler yapmakla değil;
insanın çevresine ne hissettirdiğine dikkat etmesiyle de
ilgilidir.
Evimizde…
İş yerimizde…
Arkadaşlıklarımızda…
Bir çocuğa bir şey öğretirken, yaşlı bir insanla konuşurken,
hata yapan birini uyarırken, bize ihtiyacı olan biriyle
karşılaştığımızda…
Her defasında önümüzde iki yol beliriyor:
Zorlaştırmak veya kolaylaştırmak.
Güzel ahlâkın pek konuşmadığımız taraflarından biri de bu
olabilir mi?
İnsanları yormadan yaşayabilmek.
Her karşılaşmayı mücadeleye çevirmemek. Her haklı
olduğumuz yerde üstün gelmeye çalışmamak. Bir işi
zorlaştırmaya gücümüz yettiği hâlde kolaylaştırmayı seçmek.
Bir insanın omzundaki yükü alamıyorsak bile hiç değilse ona
yeni bir yük eklememek.
Yazının başında, “Hayatınızda zor bir insan var mı?” diye
sormuştum.
Belki şimdi soruyu değiştirme zamanı:
Bugün kimin hayatını biraz daha kolaylaştırabilirim






