BUGÜN BENİM DOĞUM GÜNÜM
Tahmin edebiliyorum birçoğunuz henüz yazımı okumaya başlamadan doğal olarak yazının başlığına bakarak, Yıl dönümüm ile ilgili iyi niyet dileklerinizi aklınızdan geçirdiniz.
Öncelikle bu yanlış anlamadan ötürü özür diliyorum. Gönlünden iyi niyet geçirenlere ise en kalbi duygularımı sunuyorum.
Bugün 13 Ocak 2026 Salı günü! Unutulması benim için artık imkansız bir tarih. Hatta her sene hatırlanması gereken bir gün...
Bugün, Anadolu İnsanının belki de bir asırdır beklediği bir müjde ile uyandık. Biliyorum merak ediyorsunuz. Ancak sizlerden biraz dah sabır bekliyorum!
Önce sizinle bir kaç konuda hasbihal etmek istiyorum. Sizlerle beraber yakın tarihimize dolayısıyla geçmişe bir kısa bir yolculuk yapmak istiyorum. Sonrasında Bugünü neden Doğum Günüm olarak kabul ettiğimi gayet iyi anlayacaksınız!
Bir ülke düşünün yedi düvele karşı savaşmış ve ekonomisi batık bir hale gelmiş. Dahası Yönetim Şekli Devrim adı altında değişime uğramış daha kötüsü Dili ve Alfabesi değiştirilmek suretiyle bir gecede tüm halkı Cahil olarak kabul edilmiş.
Bu Kadim Millet, Düşman İşgalinden kurtulmuş ancak Devrim adı altında bu Millete türlü türlü işkenceler yapılmış. Bir Millet düşünün ki İnancına ve Kültürüne dair hiçbir miras veya hatıra bırakılmamış. En önemlisi de Tarihi ile bağlarını koparmış!
Savaştan çıkmış aç bitap bir millet yalın ayak bir şekilde önce hayatta kalmak sonrada ayağa kalkmak hayaliyle büyük bir mücadele göstermekteydi.
Ayağında çarığı dahi olmayan açlıktan karnı beline yapışmış bir millete Şapka Devrimi adı altında cebindeki son kuruş para ile Şapka Takmalarını almalarını dayatmak akıl zararı idi.
Peki tek zulüm bu muydu? Tabi ki değidi!
Deyim yerindeyse henüz yedi düvelle yeni bir savaştan çıkmış Müslüman Anadolu Milletine Gavur İşkencesi Yapılıyordu!
Müslüman Anadolu İnsanı Küfür Dünyasına vermiş olduğu Destansı Savaştan yıpranmış olmasına rağmen Zafer ile ayrılmıştı. Ancak kendi içinde nereden geldiği bilinmeyen (!) bir takım zümreler tarafından adeta yerle bir edilmekte idi.
Devletin Arşivleri ya yakılıyor ya da Hurda Kağıt olarak üç kuruşa satılıyordu. Ne hazindir ki Kadim Bir Milletin Kültürü yok ediliyor. Yetmiyor Tarihi ile bağları koparılıyordu.
Düşman İşgalinden kurtulduğuna henüz sevinemeden Tekke ve Zaviyelerin kapatıldığı yetmediği gibi Camiler birçok yerde maalesef Ahır gibi kullanım alanlarına çevrilmişti.
Peygamberlerin, Sahabelerin ve Alimlerin Diyarı Anadolu Topraklarında İslam Dininin öğretilmesi ve Kuran Eğitimi yasaklanmıştı. Bunlar da yetmediği gibi üstelik birçok İslam Alimi darağacında sallandırılmıştı.
Yanlış duymadınız aklınızdan şüphe etmeyin lütfen! Yunanı Denize Dökmüştük, İngilizler İstanbul’dan geri çekilmişti! Peki kimdi bu Anadolu İnsanına bu zulmü yapanlar? Kimse bilmedi ya da bilemedi! Bilenler sustu konuşamadılar! Konuşanların birçoğu zindanlarda susturuldu ve hatta şehit edildiler.
Çok değil henüz yirmi sene öğrenciliğimde Cuma Saati ders yapan Akademisyenler vardı. Sırf bu toprağın Müslüman Çocukları Cuma Namazına gidemesinler diye. İzin vermedikleri yok yazdıkları gibi üstüne üstelik öğrencileriyle dalga geçen Seviyesiz Akademisyenler! (Bakınız İnönü Üniversitesi)
Bu Zulüm yaklaşık Yüz Yıl sürdü! Elbette tarih ve talih bir yerden dönecekti! Muhakkak her Müslüman Kadının hakkı olan Giyim Kuşam yani Tesettür Özgürlüğü kıymetli idi. Dahası Ayasafyo’nın İbadete Açılması da bir o kadar kıymetli idi!
Ancak bugün yıllar sonra Yüksek Öğretim Kurumu Üniversitelere göndermiş olduğu bir talimat ile Cuma Saatine ders konulmaması konusunda resmi bir yazı gönderdi.
O yüzden “Bugün Benim Doğum Günüm”. Ne mutlu bugünü bize yaşatanlara! Selam olsun bu kararı alanlara!
Selam Ve Dua İle...