Menü Adana'dan Gündeme Dair herşey..
Ünsal Özdiker

Ünsal Özdiker

Tarih: 11.01.2023 17:49

Fahri Korutürk -1 (1903-1987)

Facebook Twitter Linked-in

Yaşamı hep İstanbul’da ve denizlerde geçen genç bir subay, Genelkurmay İstihbarat Başkanlığı’nda görevli olarak ilk kez Ankara’ya gelir.

Burada büyük bir rastlantı sonucu Atatürk ile tanışır ve üstelik onun tarafından belirlenen bir senaryoda “bilinmeyen yabancı” rolünü oynar.

Bu genç subay, sonradan Deniz Kuvvetleri Komutanı ve Türkiye’nin 6.cı Cumhurbaşkanı olacaktır.

Oramiral Fahri S. Korutürk’ün “yaşamımdaki, en unutulmaz, en heyecanlı an”dediği bu tarihi karşılaşmanın öyküsü, 1935 yılında Ankara’da ‘Karpiç Lokantası’nda geçiyor.

“1935 senesi İlkbahara girerken hayatımda ilk defa Ankara’ya gidiyordum.

İstiklal Harbi’nden Sonra Ankara, Anadolu’nun ortasında bir efsane, bir hayal şehri  idi.

Birinci Dünya Harbi’nin sonu, memleketin istilasını (Askeri) Lise ve Harp Okulu çağının heyecan ve idraki içinde gördükten sonra, şimdi Cumhuriyetimizin 10.yılını arkaya almış bir Deniz Harp Akademisi mezunu olarak kendimi bahtiyar ve muhitimdeki insanları bahtiyar hissediyordum.

Atatürk gençliğine emanet ettiği bütün inkılaplarını bitirmiş, bunların hepsinin üstünde her vatandaşta, yakın mazinin mirası olan aşağılık duygusu silinmiş, milletin nefsine güveni yeniden kazanılmıştı.

Kışlalarda ‘Bir Türk Cihana bedeldir’ okullarda ‘Ne Mutlu Türküm Diyene’ sözleri duvarlara asılmış ve bütün millete bu vecizelere yürekten iman belirmişti.

Deniz Harp Okulu mezunu olmamıza rağmen, kurmay subay olabilmek için o zamanki adıyla ‘Erkan-ı Harbiye-i  Umumiyede Karargah stajı görmek ve Riyasete, kurmaylığımızın tasdiki gerekiyordu.

Biz, Deniz Harp Akademisi’nin yetiştirdiği ilk kurmay subayları olacaktık.

Erkan-ı Harbiye-i Umumiye reisi Mareşal Fevzi Çakmak ve II Reis Orgeneral Asım Gündüz idi.

O tarihlerde istihbarat subayları dahi, askerlerin ecnebilerle teması kesin olarak yasaktı.

Sefaretteki resmi kabullere sefaret mensuplarının davetlerine gidemiyorduk.

Fakat diğer taraftan devrimler arasında; kadın’ın cemiyet içinde erkek ile eşit haklara kavuşması, sosyal hayata yeni bir hareket getirmiş, Ankara’da muhtelif vesilelerle resmi ve hususi toplantılar, davetler, resmi kabuller ve balolar tertip etmek adet olmuştu.

Atatürk daima halk arasında idi.

Ona; kır kahvelerinden, şehir lokantalarına kadar her toplulukta tesadüf etmek mümkündü.

Bu, halk içinde dolaşmak ;ona devrimlerinin nasıl ve  ne surette yayılıp, derinlere kök saldığı hakkında en isabetli müşahadeleri sağlıyordu.

Atatürk, halkla yaptığı bu temaslarda, genç, ihtiyar, kadın, erkek seçtiği kimselere günün konuları hakkında sorular soruyor, aldığı cevapları hazır bulunanların sohbet konusu haline sokuyordu.

Sonunda istediği hedefi ve gayeyi açıklıyordu.

Bu arada geçen esprileri, şakaları, takdirleri ve acı tenkitleri kulaktan kulağa etrafa yayılıyordu.

1935 senesi, henüz evlenmemiştim.

Bir bayram arefesi idi.

Arkadaşlar, İstanbul’a, şuraya ,buraya dağılmışlardı.

Yalnızdım…

O zamanlar Karpiç’in şahsen idare ettiği Şehir Lokantası’nda yemek yemeyi ve sonra da bir gece lokaline gitmek istedim.

Karpiç o tarihte, diplomatlar dahil, Ankara’nın en seçkin simalarının toplandığı bir lokanta idi.

O akşam da her zamanki gibi kalabalık ve neşeli  idi.

Dipte bir köşede; sonradan Belçika Sefaretine mensup olduklarını öğrendiğim bir grubun gerisinde tek kişilik bir masa buldum.

Ve genç bir subayın verebileceği en sade siparişleri vererek gelecekleri beklemeye başladım.

(Devam Edecek)

 

 

 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —